Sponsorlu Bağlantılar



Pazar

8.SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ CEVAPLARI

Sponsorlu Bağlantılar
8.sınıf din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitabı cevapları öğrencilerin yaptıkları ödevlerini kontrol etmeleri için verilmiştir. Aksi bir durum ile cevaplardan faydalanmak isteyen öğrencilerin sorumlulukları kendilerine aittir. 

                     MEB YAYINLARI     SEVGİ YAYINLARI
____________________________________________________________
 Ekstra Bilgi:
Hükümdar
Türk devletlerinde egemenliğin ve siyasî iktidarın en başta gelen unsuru kümdardı.
Türk hükümdarları; şanyü, kağan, hakan, han, yabgu, il teber, idi-kut ve erkin gibi unvanlar kullanmışlardır.
Hükümdar olmanın kaynağının ilahî olduğunu daha önce görmüştük. Ancak, Türk devletlerinin en zayıf yönü, veraset (mirasta hak sahibi  olma) konusunun belli bir kurala bağlanmamış olmasıydı. Kutlu hanedan soyundan olanlar hükümdar olabiliyordu. Tanrı tarafından hakana verildiği düşünülen yönetme hakkı (kut), kan yoluyla babadan erkek çocuklara da giyor, bu da tüm çocuklara, taht üzerinde hak sağladığına inanılıyordu.
Tarih boyu hanedana mensup Türk hükümdarlarının tahta çıkışı başlıca dört şekilde gerçekleşmiştir:
Hanedan üyeleri arasındaki siyasi ve askerî mücadeleyi kazanan hükümdar olarak tahta çıkıyordu. Türk  tarihinde,  tahta  çıkmada  en  k rastlanan  usul  bu  idi. Mücadele, kardeşle kardeş arasında olabileceği gibi amca ile yeğen, baba ile oğul arasında da olabiliyordu. Türk kültüründe ana-babaya itaat esas olmakla birlikte hükümdar bunun dışında tutulmuştur. Babasını devirip tahtı ele geçiren hiçbir Türk hükümdarını kamuoyu suçlamamıştır.
Hükümdarın rakipsiz aday olması kolayca tahta çıkmasını sağlıyordu.
Hükümdarın tahta çıkmasındaki diğer şekil ise seçim usulü idi. Hükümdar ölünce, yüksek dereceli meclis (kengeş, toy, kurultay veya meşveret meclisi)  toplanır, hanedan üyelerinden birini hükümdar seçerdi. Meclis desteğini alan hanedan üyesi genellikle hükümdar olurdu.
Hükümdarın tahta çıkışında uygulanan diğer bir sistemde ekberiyet sistemi idi. Bu sistem uzun süre tartışılmış,  sonunda XVII.  yüzyıl  başında Osmanlı Devleti hükümdarı I. Ahmet  (1603–1617), kardeş katli geleneğine son vererek ekber ve erşed (hanedan üyelerinin ekber;  büyük olanının erşed ise, en akıllı ve sağlıklı olanının hükümdar yapılması) sistemini uygulamıştır.
Belirtilen tahta çıkış şekillerinin hepsi de Türk töresi çerçevesinde gerçekltirilmiştir. Türk örf hukuku da denilen Türk töresi, Türk devlet ve sosyal hayatını düzenleyen hukukî  kuralların  bütünü  idi.  Yazılı  olmayan  bu  kurallar,  Türk  topluluklarında canlılığını sürdürmüş ve vazgeçilmez olmuştur. Türk töresinin vazgeçilmez prensipleri arasında; adalet, iyilik, eşitlik, güzel ahlâk, haksızlığa karşı durmak,m insanlara karşı merhametli olmak ve tolerans sayılabilir.
Türk hükümdarı görünüşte, yaptıklarından ancak Tanrı’ya karşı sorumlu idi. Fakat hükümdarın töreye aykırı hareket etmesi de zordu. Töreye aykırı hareket eden hümdar Türk toplumunca Tanrı’nın kut’u  ondan geri aldığı inancıyla, tahttan indirilirdi. Görüldüğü gibi Türk töresi, Türk varlığını tamamen kuşatmıştı. Bu yüzden eski inanışta “İl gider, töre kalır” denilerek, törenin devletten bile önde geldiği vurgulanmıştır.
Türk devletinin başında bulunan hükümdarda birtakım özelliklerin de bulunması gerekiyordu.  Bu  özellikler;  bilgelik  (akıllılık), alplik  (cesaret  ve  kahramanlık), erdemlilik ve âdillik idi. Bu değerlere sahip olan hükümdar, halkının hak ve hukukunu gözeterek huzur ve sükûnu  sağlardı. Göktürk Kitabeleri’nde belirtildiği gibi, Türk hükümdarlarının görevleri şunlardır:
Tebaa (halk) aç ise doyurmak, çıplak ise giydirmek, sayıca az ise çoğaltmak, halkı refah içinde yaşatmak, töreyi (kanunları) düzenleyip uygulayarak, mali istikrarı, dirlik ve düzenliği sağlamak, adaleti temin etmekti.”
Orta Asya Türk hükümdarları kendilerini sadece Türklerin değil, bütün insanlığın hükümdarı kabul ediyorlardı. Büyük Hun hükümdarlarının aldığı tanhu veya şanyü unvanları sonsuz genişlik ve celik anlamına geliyordu. Bu unvandan kasıt, hükümdarın yerdeki ve  gökteki m canlılara hükmetmesi idi. Göktürk Kitabeleri’nde de Türk hükümdarı, dünya hükümdarı olarak kabul edilmiştir.
Dünyanın tek bir elden yönetilebileceği ve bunun Türk idaresi altında olacağı fikri, Türk tarihinin başlangıcından beri vardır. Bunu bazı tarih araştırmacıları “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi (Düşüncesi) diye  ifade  etmiştir. Selçuklu  ve  Osmanlı dönemlerinde de varlığını koruyan bu düşünce, sadece Türklere has bir düşünce değil, tarihten günümüze  kadar kurulan ve çok güçlenen bütün devletlerde Dünyayı (Roma
İmparatorluğu, Büyük İskender Devleti, İngiltere, Fransa, Almanya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, ABD vb. gibi)  tek elden yönetme fikri vardır.

Tepkiler:
Sponsorlu Bağlantılar

0 yorum :

Yorum Gönder

Sponsorlu Bağlantılar
banner
Sponsorlu Bağlantılar