Tüm oyun fırsatları için tıklayın !

Cumartesi

Meb yayınları 6.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 71, 72 ve 73 cevapları


Ekstra Bilgi:
Türklerin Müslüman  Oluşu
 Türklerin Müslüman Araplarla ilk temasları Hz. Ömer zamanına rastlar. Ancak bu dönemde ciddi bir ilişki olmamıştır.
 Türklerin Müslümanlarla ilk ciddi münasebetleri Emeviler zamanında başlamıştır. Ancak Emevilerin olumsuz tutumları yüzünden Türklerin İslamiyet’e geçişleri yavaş olmuştur.
Emevilerin yıkılışından sonra 750 yılında başa geçen Abbasiler Türklere karşı çok iyi davrandılar.

Abbasilerle Türkleri birbirine yaklaştıran sebepler neleredir?
 Türklerin Emevilere karşı Abbasileri desteklemesi, bir de Abbasilerin Çinliler ile yaptığı Talas savaşında (751) Türklerin Abbasilerin yanında yer almasıdır.
 Bu savaşla Türkleri daha yakından tanıyan Abbasiler onlara ordu içerisinde çeşitli görevler vermişlerdir. Böylece Türkler ordu ve devlet yönetiminde söz sahibi olmaya başlamışlardır.



Sayfa 63
Sayfa 64
Sayfa 65
930’lu yıllara gelindiğinde Karahanlı devletini kuranların İslamiyet’i toptan kabul etmeleri ile Türk boylarının büyük bir çoğunluğu Müslüman olmuştur.

Türkler İslamiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi istekleriyle benimsemişlerdir.

Türklerin İslam dinini seçmesindeki sebepler;
Birinci sebep: İslam’ın ve medeniyetinin üstünlüğü ve çekiciliği
ikinci  sebep:  Türklerin eski inançlarının İslam’ın inanç sistemine yakın  olması ve Müslümanlığın Türk ruhuna uygun düşmesidir.

Sayfa 66
Sayfa 67
Sayfa 68
Türklerin Eski inanışlarıyla İslam Dininin Benzeyen Yönleri:
Eski Türklerde “tek tengri (kendi özüne benzer yüce tanrı) ifadesi kullanılmaktadır. Bu tarif İslam’ın eşi ve benzeri olmayan Allah  inancıyla benzeşmektedir. Türkler Müslüman olduktan sonra da Tanrı tabirini kullanmaya devam etmişlerdir.
Yine Türklerin eski inançlarında; ruhun ölümsüzlüğü cennet ve cehennem inançları da İslam’ın ahiret inancı ile benzeşir.
İslam dininin ahlak esasları Türklerin fıtri özelliklerine uygundur.
Türkler doğuştan savaşçıdır. İslamiyet de her an vatan için  savaşmayı  emreder. Yiğitlik, mertlik, dürüstlük Türklüğün şiarındandır. Bütün bu hasletler İslam dinince övülen özelliklerdendir. Yine yalan,  hırsızlık ve riya benimsenmeyen ve cezası olan davranışlardır. İslam dini de bu tür davranışları yasaklamıştır.

Sayfa 69
Sayfa 71
Sayfa 72
Sayfa 73
 Türkler temizdirler. İslam da temizliği emreder. Türkler sahip oldukları inançları, vatanları, gelenekleri  uğruna  savaşan bir  millettir.  İslam  ise Allah  yolunda  vatan uğrund savaşmayı,  şehitlik  v gazilikl isimlendiri inananlarını  cennetle müjdelemektedir.

İşte Türklerin inanç, ahlak ve yaşayış  tarzlarının İslam’a uygun  oluşu, onların Müslüman olmalarını kolaylaştırmıştır.
Devamını Oku

Meb yayınları 6.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 53, 54, 55, 57, 58, 59, 60, 61 ve 62 cevapları


Ekstra Bilgi:
Atatürk’ün laiklik anlayışı nasıldır?

Atatürk’ün laiklik anlayışı, her hangi bir ülkenin laiklik anlayışından kopya edilmiş bir anlayış değildir.
Atatürk’ün laiklik anlayışında beliren nitelikleri şöyle sıralayabiliriz:

Laiklik inançsızlık veya din karşıtlığı demek değildir. Bu konuda “…bazı kimseler çağdaş olmayı, inançsız olmak  sanıyorlar. Asıl inançsızlık, onların  bu inanışıdır. Bu yanlış yorumu  yapanların  amacı,  Müslümanların inançsızlara  esir olmasını istemek değil de nedir?...”(Atatürkçülük, c1, s 457)

Laiklik,  dinsizlik  demek  değildir.  Aksine,  sahte  dindarlıkla ve  büyücülükle  mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesini sağlar.

Sayfa 53
Sayfa 54
Sayfa 55
Din,  her  türlü  istismar  ve sömürüden uzak  tutulmalıdır. “Din  ve  mezhep, herkesin  vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhebi kabul  etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak  kullanılamaz.” (Atatürkçülük, c1, s 111)

Sayfa 57
Sayfa 58
Sayfa 59
Laiklik,  insanların din ve vicdan  hürriyetlerini garanti altına  alır.  “Türkiye Cumhuriyetinde her fert dinini seçmekte serbesttir. Her fert istediği dinin merasimini de  yerine   getirebilir.  Yani  ülkede   tam   olarak   bir   ibadet   hürriyeti  vardır.” (Atatürkçülük, c1, s 111)

Sayfa 60
Sayfa 61
Sayfa 62
 Atatürk’ün laiklik anlayışında taassup  asla hoş görülmemiştir. Taassup,  ister dinî,  isterse  dine  karşı şekilde olması, asla  hoş  görülemez  ve laiklik  anlayışıyla bağdaşmaz.
Devamını Oku

Meb yayınları 6.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 43, 45, 46, 47, 48, 49, 50 ve 52 cevapları


Ekstra Bilgi:
Devlete bakan yönü ile laiklik nedir?
 Hukuki  anlamda  kanun  koyucunun,  dinî  kurallardan  etkilenmeden,  bu  kurallara uygunluk endişesi olmaksızın sosyal yaşamı düzenlemesidir.

Laiklik nasıl doğmuştur?
 Laiklik batı dünyasında Katolik Kilisesinin merkezi ve baskıcı yapısına karşı duyulan tepkiden doğmuştur. Kiliseler ve papazlar, din ve mezhep adına, vicdanlara ve hayatın her alanına müdahale etmiştir. Bunun neticesinde de Batı’da kitlesel ya da bireysel büyük zulüm ve katliamlara yol açmıştır. Bu baskılardan kaçıp Amerika’ya yerleşen göçmenler 1776  tarihli Amerikan  Anayasası’na devletin  bir  dini  olmadığını ve  fertlerin  din hürriyetlerini ana ilke olarak koymuşlardır.
 Avrupa’da  da  reform  ve  rönesansın  katkılarıyla başlaya aydınlanma  çağı, kiliselerin ve din adamlarının, bilim, siyaset, sanat ve felsefe üzerindeki baskısına karşı çıkılmasına yol  açmış; bu  anlamıyl laiklik  Fransız  ihtilaliyle  m  Avrupa’ya yayılmıştır.

Sayfa 43
 
Sayfa 45
Sayfa 46
Sayfa 47
Osmanlılarda ise 1774 tarihli Küçük Kaynarca antlaşmasından  sonra  Osmanlı sultanları,  halife  sıfatıyla, padişah sıfatını siyasi  anlamda  bir  arada  kullanmaya başlamışlardır. Bu da devlet yönetiminde dinî rengi artırmıştır.

Batı bilimde ve teknolojide hızla ilerlerken Osmanlı Devletinde,  bilimsel  icat ve gelişmelerin dine uygun olup olmadığı hususunda tartışmalar sürüp gitmiştir. Laiklik
18. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devletini etkilemeye başlamıştır.

Sayfa 48
Sayfa 49
Türkler, laik devlet anlayışına ne zaman geçmişlerdir?

Cumhuriyetin  ilanından sonra,  yeni  anayasanın kabulü,  saltanat  ve  halifeliğin kaldırılması, tevhid-i tedrisat kanunu ile eğitim ve öğretimin de birleştirilmesiyle laik devlet düzenine geçilmiştir.

Laik Devlet

Laik sistem din hürriyetini, ana ilke olarak kabul eder. Herkese dinini  seçmek, icaplarını yerine getirmek serbestisi tanır. Ancak inancının gereğini yerine getirmeyenlere de dayatma yapılmasını engeller.

Laik devletin resmi bir dini yoktur. Yani laik devlet, belli bir dinin kurallarını vatandaşa zorla benimsetmez, uygulatmaz, dinin gereklerini uygulamak isteyenlere de yardımcı olur.

Sayfa 50
Sayfa 52
 Laik devlet ne bir dine bağlıdır. Ne de bir dini vardır. Dini, bir vicdan  meselesi olarak görür. Laik devlet din ayrımı gözetmez. Kanun önünde herkes eşittir. İnanç, cins, sınıf ayrımı yoktur.

Laik devletin kanunları hazırlanırken, din kurallarına uygunluk kıstası  aranmaz. “Laiklikle,  akla, bilimsel esaslara  dayanan demokratik, çoğulcu, özgürlükçü bir devlet  sistemi  kurulabilmiştir.”  (Gülnihal  Bozkurt  “Atatürk’ün  hukuk  alanında getirdikleri, AKM Dergisi, Sayı 1, 1985”)

Atatürk, asla dine karşı olmamıştır.  “Gerçeğe  nasıl  inanıyorsam  dinime  de  öyle inanıyorum diyen Atatürk’ün çabası, devlet sistemini laik bir temele oturtmaya yönelik olmuştur.
Devamını Oku

Meb yayınları 6.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41 ve 42 cevapları


Ekstra Bilgi:
Dinin bireyi esas almasının sebepleri nelerdir?

İnsan ruhsal yapısı itibariyle bir takım değerlere sahip olarak doğar. O aynı zamanda, irade, akıl ve düşünce sahibi bir varlıktır. Her sağlıklı birey bu melekelere sahiptir. İşte insan, diğer canlılarda olmayan bu özelliklerinden ötürü, bireysel anlamda sorumludur. Diğer canlıların davranışları önceden, üyesi bulunduğu türe özgü olarak verilmiş, artık o türe mensup canlılar aynı  davranışları gösterirler. İnsanın ise fiziksel olarak aynı yapıda olmalarına rağmen, değişik davranışlar göstermesi, birine hoş gelen bir şeyin diğerine hoş gelmemesi, sahibi olduğu melekelerden kaynaklanır.

Sayfa 33
Sayfa 34
Sayfa 35
Yeryüzündeki dinlere bakıldığında emir ve yasakların öncelikle bireye  yönelik olduğu  görülür.  İlahi  dinlerde  de  ilk  insan  ve  ilk  peygamber  Hz.  Adem(a.s.)’dir. Dolayısıyla dinin ilk emir ve yasakları da O’na teklif edilmiştir. Yani din ilk insanla başlamıştır.

Âdem(a.s.)’e teklif edilen emir ve yasaklardan elbette öncelikle kendisi sorumludur. Yani kendisine teklif edilenleri yerine getirip getirmemesinden ötürü göreceği mükafat ta, ceza  da  ferdidir.  Çünkü  fert  eylemlerini  kendi  akıl ve  iradesiyle  yapar.  Nitekim Kur’anda Allah buyurdu ki “Ey Adem, sen ve eşin cennette  yerleşip, dilediğiniz yerden   yiyin.  Ancak   şu   ağaca   yaklaşmayın!  Yoksa  zalimlerden  olursunuz.” (Araf  suresi, 19. ayet)  Görüldüğü gibi emir ikisine birden yöneliktir. Yani sorumluluk açısından fert fert ikisi de sorumlu tutulmuştur.

Sayfa36
Sayfa 37
İslam dini de bireyi esas almakla, getirmiş olduğu emir ve yasakların  öncelikle bireylerin hayatlarında yer etmesini istemektedir. “…Emrolunduğun gibi dos doğru ol…”(Hud suresi, 112. ayyet) ayetiyle öncelikle dürüstlük ve doğruluğun peygamberin hayatında yer etmesi istenmektedir.

Sorumluluk sahibi insanın eylemlerinin neticesini de bireysel anlamda  görecek olması dinin bireyi esas aldığının işaretidir. “… Hiçbir günahkar, diğerinin  günahını çekmez…”(Zümer  suresi, 7. ayet) Başka bir ayette de   Kim  zerre  miktarı  hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre  miktarı şer işlemişse onu görür.”(Zilzal suresi, 7-8. ayetler) Görüldüğü gibi ayetlerde dinin emir ve yasaklarından her bireyin ayrı ayrı soruml tutulacağı anlaşılmaktadır. Öncelikle  bireyin  kendi  davranış ve  fiilleri düzeltilmek istenmektedir.

Sayfa 38
Sayfa 39
Sayfa 40
Sayfa 41
Sayfa 42
 “Ancak tövbe edip, hallerini  düzeltenler, Allah’a sımsıkı sarılıp, dinlerini (ibadetlerini) yalnız  onu için  yapanlar  başkadır İşte  bunlar  müminlerle  beraberdir…” (Nisa suresi, 146. ayet) Başka bir ayette de “…Gerçek  şu ki: sizden kim bilmeyerek  bir kötülük  yapar, sonra ardında tövbe edipte kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok  bağışlayan,  çok  esirgeyendir.”  (En’am  suresi,  54.ayet)   İnsanın iyiyi  güzeli seçmesinin tamamen kendi özgür iradesinde olduğu belirtilmektedir.  u ayette açıkça gösteriyor ki din öncelikle bireyi esas almaktadır. “ve de ki: Hak Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…”(Kehf suresi, 29. ayet)

Allah; sağlıklı her insana doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzel olanı çirkinden ayırt edebilme kabiliyeti vermiştir.

Gönderdiği  kitaplarla  da  onların akıl ve  düşüncelerini kullanarak,  doğru  yolu bulmalarını istemiştir. “Dinde zorlama  yoktur…”(Bakara suresi, 256. ayet) ayeti ile de bireylerin dini kabul etmelerini de tamamen özgür iradelerine bırakmıştır.
Devamını Oku